|
|
|
Hakkımda |
Karakter Boyutu |
|
|
|
|
|
|
Bildiri 2006 yılı Kasım ayında sunuldu, 2008 yılının Aralık ayında diğer bildirilerle birlikte kitaplaştırılarak Abant İzzet Baysal Üniversitesi BAMER yayınları arasında çıktı. Bildirmek istedim. Selam, saygı ve sevgiler… Yrd. Doç. Dr. Hayati YAVUZER
|
İnternet Ortamında Aşık Tarzı şiir Geleneği ve Aşık Karşılaşmaları Hayati YAVUZER
I.Giriş Halk Edebiyatının özellikle nazım alanı, tarihi süreç içerisinde kendine has bir çizgi halinde varlığını sürdürerek bugüne gelebilmiştir. Nazım alanında anonim ürünlerin yanı sıra söyleyeni belli ve belli bir geleneğe bağlı olarak üretilen şiirlere ‘aşık tarzı şiir’ adı verilir. “Aşık tarzı şiir adıyla anmayı uygun gördüğümüz manzum ürünler günümüze kadar saz şiiri, veya aşık şiiri terimleriyle ifade edilmiştir.” (Günay:1986/ 24)
Türklerin, bilinen ilk örneklerinden bugüne değin ortaya koydukları (milli dil, vezin, nazım birimi, milli ruh vb.) eserler haklı olarak Milli Edebiyatın kapsamı içinde sayılır. Bugün de Milli Edebiyat geleneğinin yaşamaya ve üretmeye devam eden yegâne şubesi Halk Edebiyatıdır. (Günay:1986/ 8)
Bilindiği üzere, aşık tarzı şiir veya saz şiirinin tarihi çok eskilere dayanır. Bütün kavimlerde olduğu gibi, çok eski zamanlardan beri Türklerde de gündelik ve özellikle törensel hayatın merkezinde şair ve musikişinaslar vardır. Önceleri yalnızca dini, sonra sihri-dini ve zamanla sosyolojik gelişmelere paralel olarak da bedii-estetik değerlere bağlanan bu şiirin üreticileri için, genellikle, ozan-aşık terimlerini kullanmaktayız. (Köprülü:1999/157)
Bu sebeple edebiyatımızın bu kolunu Aşık Edebiyatı diye isimlendirmek yaygın hale gelmiştir. Aşık edebiyatı; ferdi bir edebiyat olduğu kadar bir gelenek edebiyatıdır. Çünkü temsilcileri geleneğin kurallarına değer vermekte ve titizlikle uymaktadırlar. (Günay:1986/ 9)
Aşık Edebiyatı kapsamında ele alınan manzumeler için de aşık tarzı şiir terimini kullanmaktayız. Aşık tarzı şiir, İslamiyetten önceki kültür dairesinde teşekkül etmiş olan Milli Edebiyat geleneğinin İslamiyetten sonra İslami inanç ve Osmanlı kültürü ile birleşerek meydana getirdiği yeni bir edebiyat geleneği içinde oluşmuş bir şiirdir(Günay:1986/ 90)
Türkler; İslam dinini kabul ediş ve daha sonra da Batı Medeniyeti dairesine giriş gibi iki tarihi, kültürel ve sosyal kırılma yaşamalarına rağmen şiirdeki ‘süreklilik ve müştereklik’ özelliklerini korumayı bilmişlerdir. Bu kırılmalarla gelen yeni dünya görüşleri, çeşitli sebeplerle coğrafya değiştirmeleri, gelenek üzerinde az çok etkili olmuşsa da, geleneksel şiirdeki dinamizm ve asli unsurlar değişmemiştir. Çeşitli devir, şart ve ortamlara çabucak intibak edebilme yeteneğine, çok faklı durumlarda bile üretme dinamizmine sahiptir. Bu, bir bakıma bütün Halk Edebiyatı için geçerli olan bir özelliktir. Anonim ürünlerde, törensel ve gündelik hayata ilişkin zengin örnekler bulunması, sınırlı da olsa, yenilerinin üretilmeye devam edilmesi, genel anlamda bu dinamizm ve işlevsellikle ilgilidir.
Türklerin halk şairleri hakkındaki en eski bilgi V. yüzyılın ilk yarısına aittir. Batı Hun hükümdarı Attila dönemine ait bu bilgilerde ordu içinde şair-musikişinasların bulunduğu, hükümdarın huzurunda milli ve hamasi manzumeleri çalgı eşliğinde sundukları anlatılır. Yine Attila’nın ölüm töreninde toplu halde onun kahramanlıkları ve ölümünden duyulan üzüntü ezgili manzumelerle dile getirilmiştir. (Köprülü:1999/158 Amedee Thierry’den naklen) Batı Hun ordularında görülen, çalgı eşliğinde neşideler söyleyen bu hüner sahiplerinin, Orta Asya Türklüğündeki simaların bir uzantısı olduğuna şüphe yoktur. İslamiyetin kabulünden sonra da Gazneliler’den başlayarak daha sonra kurulan birçok Türk devletinde, en azından saray çevresinde, çalgı (kobuz) eşliğinde şiirler terennüm eden şairlerin varlığından söz edilmektedir. Anadolu’daki ozan-aşık geleneğinin Orta Asya’daki kam-ozan-baksı geleneğine dayandığı rahatlıkla söylenebilir. Nitekim Anadolu’da XV. Yüzyılın ortalarına kadar bahşi (baksı) ve ozan kelimelerinin kullanıldığını görüyoruz. (Köprülü:1999/131-144; 145-156)
Orta Asya’daki hayat içinde varlığını sürdüren halk şiiri geleneği, İslamî muhit içinde kendine yer açarak devam ederken, göçlerle Batı’ya yerleşen Türkler de hafızalarındaki milli nazım unsurları ile bulundukları yerde manzumeler söyleme geleneğini sürdürmüşlerdir. Avrupa’nın ortalarına, Afrika’nın bütün kuzeyine kadar ulaşan bu Türk unsurlar, geleneksel nazmın temel unsurlarını Türk olmayan Müslüman kavimlere de hediye etmişler; onların da aşık tarzı şiir geleneğine uygun ürünler meydana getirmelerini sağlamışlardır. Balkanlarda, Arnavutluk ve özellikle Bosna’da, dil unsuru hariç, geleneksel tarza uygun dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle destansı manzumeler söylendiği tespit edilmiştir.(Lord:1981
Aşık edebiyatı; örgün eğitim kurumlarına sahip olmamakla birlikte, temsilcilerini yetiştirmede ve ortaya konulan ürünlerdeki şekil ve muhteva özellikleri bakımından ciddi bir okul disiplinine sahiptir. Yetenekli ve hevesli kimselerin usta-çırak ilişkisi içinde yetiştirilmeleri, geleneğe ait esasların kavratılması, aşıklık muhitinde sağlanmaktadır. Bu, bir çeşit yaygın eğitim biçimidir ve sadece saz şairleri için değil, aynı zamanda Tekke edebiyatı mensupları için de büyük ölçüde geçerli bir yöntemdir.
Anadolu’da, özellikle XVII. Yüzyıldan XX. Yüzyıla kadar hem toplum hayatında hem de nüfuzlu kimseler nezdinde oldukça etkili olan aşıklar, imparatorluğun çöküş sürecine girmesiyle meydana gelen yeni ortamda sarsılırlar. Köprülü; Aşık Edebiyatının XVI. Yüzyılda başlayıp XX. Yüzyılda bittiğine inanır, değişen hayatın aşık tarzı şiirin ömrünü etkilediği düşüncesindedir. (Köprülü:1999/165) Böyle düşünmesinde, hiç şüphesiz, yaşadığı dönemin İstanbul’unun artık aşıklar muhiti olmaktan çıkmasının rolü büyüktür. Diğer yandan, bu şiirin mümessillerini ayakta tutan yeniçeri hayatı, ocağın kapatılması nedeniyle son bulmuş, nüfuzlu kimseler koruyucu özelliklerini sürdürememişler, Bektaşi tekkelerinin kapatılması da aşıkların, bir anlamda, desteklerini azaltmıştır. Bütün bunlara rağmen aşık tarzı şiir söyleme geleneği, merhum Köprülü’nün ifade ettiği şekliyle, ölmemiş; aksine aradan geçen yüzyıla yakın zaman içerisinde Orta ve özellikle Doğu Anadolu’da varlığını sürdürmüştür.
Radyo, televizyon ve sinemanın, aşıklık geleneğini olumsuz etkilediği ileri sürülmüş ise de, bu hüküm, alanın uzmanlarınca kabul edilmemektedir. Umay Günay; radyo-televizyon ve sinema gibi yeni olguların aşıklık geleneğinin ölümüne yol açtığı görüşüne katılmaz; aksine, bu vasıtaları, aşıkların seslerini daha uzaklara duyurmaları bakımdan bir avantaj sayar. (Günay:1986/ xxı)
Aşık tarzı şiir geleneği, bir bakıma, Türk insanının kültürel genlerinde vardır, denilebilir. Bulunduğu her ortamda uygun şartları oluşturup aşık tarzı şiir örneklerini üretir. Çalışmak amacıyla yurt dışına giden Türklerin, bulundukları yerde, sosyal ve kültürel faaliyetlerinin içinde geleneksel şiirle ilgili organizasyon çalışmaları dikkat çekici boyutlardadır. Bu tarz şiir söyleme, muhit değişmiş olsa bile, vazgeçilemez bir uğraştır. Aşık tarzı şiir söyleme faaliyetlerinin yanı sıra, Türkiye’den çok sayıda aşıklar davet edip, halka dinletme organizasyonları yapılmaktadır.
II.Aşık Tarzı Şiirde Deyişler
Aşık tarzı ürünlere, genellikle, deyiş adı verilmektedir. İki yahut daha fazla şairin bir arada ve genellikle aynı konu yahut temada manzumeler söylemesine de “deyişme” adı verilmektedir.
Aşık deyişmeleri teorik manada, genellikle canlı performans diyebileceğimiz “irticalen icra” esasına dayanır ve bu arada söylenen deyişler orada bulunanlar tarafından kaydedilirdi. Bu metinler cönklerde, özel defterlerde saklanırdı. Cumhuriyet döneminde Halk kültürü ve Halk edebiyatına verilen öneme bağlı olarak aşık fasıllarında tespit edilen bu malzemenin çeşitli vesilelerle basılı kaynaklar haline getirildiği görülmektedir. Birçok bilimsel toplantı, dergi, kitap, gazetede yer alan bu metinler aşık fasıllarında ve diğer “irtical ve diyalog” esaslı karşılaşmalardaki ürünler hakkında kanaat sahibi olmamızı sağlayacak mahiyettedir. (aşık fasılları hakkındaki çalışma ve yayınlar için bkz. Günay:1986/23-91)
Aşık tarzı şiir bir sözlü geleneğe sahiptir. Sözlü geleneği değerlendirirken farklı görüşlere yer vermekte yarar var. Parry, ve öğrencisi Lord’un “sözlü gelenek”teorisine göre, her başarılı türkücü ve profesyonel aşık, formüllü bir şiir dili geliştirmektedir. Bu yolla geleneksel örnekler ve geleneksel düzen içinde anında her konuda deyişler söylenebilmektedir. Bu teori “ezber”i esas alır. Sözlü teoriye göre, ezber ile irtical birbirini engellemektedir. Bir anlamda “ezber varsa irtical, irtical varsa ezber yoktur” demektir.
Umay Günay, Parry ve Lord’dan faklı düşünür, ezber’i inkar etmez ama irtical’i önemser. “irtical”i “şiir formülleri ile konuşma” olarak ifade ederken, ezber’e karşı çıkışında son derece tutarlıdır: Bir şiir her söylenişinde mahiyet itibariyle aynı ancak dil, mısra, kelime bakımlarından farklı olabilmektedir. (Günay:1986/28)
Günay aşık tarzı şiirde yalnız “çekirdek malzeme”nin ezberlendiğini, geri kalan kısmın irticalle tamamlandığını kabul eder. Yani aşık tarzı şiirde ezber ve irtical yan yana yaşamaktadır.
Bu şiirin en önemli özelliklerinden biri, saz eşliğinde icra ediliyor olmasıdır. Bu saz, özel bir akorda sahiptir. Aşık tarzı şiirin esasını teşkil eden diğer önemli unsurları şöyle sıralayabiliriz: 1. nazım öğeleri, 2. müzikle eşlik, 3. icrada diyalog, 4. irticalen icra, 5. kısmen ağız özelliklerinin yansıdığı yaşayan halkın dili (Günay:1986/5-8)
Aşık tarzı şiirde görülen deyişleri iki grupta ele almak mümkündür:
1. Serbest Deyişler: Bir anlamda yazılı edebiyat ürünleri gibi aşığın kendi kendine hazırlayıp, gözden geçirme imkanı bulduğu, sonra dinleyiciye sunduğu eserlerdir.
2. Sistemli Deyişler: Aşığın, atışma, karşılaşma, deyişme, tekellüm, müşaere gibi terimlerle ifade edilen ve aşıklık töresi içinde bir çeşit imtihan olma mahiyetindeki icrada ortaya koyduğu ürünlerdir.(Günay:1986/30)
Sistemli deyişlerde diyalog esastır. Aşık tarzı şiir geleneğinde bu diyalog esaslı “deyişme”lerin tarihi eskilere dayanmaktadır.(T. Günay,1976) “Umay Günay, Cumhuriyetten sonra aşık tarzı şiirler söyleyen aydınlarla deyişmeleri de sistemli deyişler olarak kabul etmektedir. (Günay: 1986/78)
III. Aşık Fasılları ve Deyişmelerin İcra Muhiti
Aşık Fasıllarının yahut Deyişmelerin yapıldığı yerleri “icra muhiti” olarak isimlendiriyoruz. Bu muhitleri, geçmişten günümüze, genel hatlarıyla şöyle sıralamak mümkündür: 1. Saray-Konak Çevresi İcra Muhiti (Yönetici zümreye mensup kimselerin saray ve konakları) 2. Yeniçeri Ortalarındaki İcra Muhiti 3. Köy Odalarındaki İcra Muhiti. 4. Kethudalığa Bağlı Semai Kahvelerindeki İcra Muhiti 5. Tekke ve Zaviye İcra Muhiti 6. Münferit Karşılaşmaların İcra Edildiği Muhitler, 7. Resmi organizasyonlara dayalı icra muhiti (aşıklarla ilgili kurulmuş dernekler, bilimsel toplantı temelli sempozyum vb.) 8. TV ve Radyolardaki icra (Ulusal ve yerel medyaya bağlı TV ve Radyolarda yapılan Deyişmeler bu kapsamda değerlendirilebilir) 9. Mektuplaşmaya dayalı icra muhiti 10. Elektronik ortamda icra (yazılı-sesli-görüntülü iletişime imkan veren sohbet pencereleri (Messenger) ndeki icra yahut diğer adıyla Sanal Ortam’da icra)
Bu icra alanlarından özellikle son dördü, bulunduğumuz yüzyıla ait yeni alanlardır.
IV.Elektronik Ortamda Aşıklık Geleneği Aşık tarzı Şiir XX Yüzyıl başlarından itibaren, bir yandan eski icra biçim ve muhitlerine devam ederken bir yandan da yeni alanlar keşfetti.
Değişen ve gelişen sosyal, siyasi ve ekonomik hayata paralel olarak bu tarz şiir söyleme geleneği de kendisine yeni ve modern icra alanları açmaktadır. Mektup, Tv ve radyolardaki alan ile elektronik ortamdaki icra alanı bunların en yenileridir.
Mektupla deyişmelerin gerekçesi açıktır: fırsat bulup bir araya gelemeyen aşıkların başvurduğu bir yoldur. Aşık Feymani “maralı maralı” ayaklı deyişini Çıldırlı Aşık Şeref Taşlıova’ya göndermiş; Taşlıova da aynı ayakla cevap vermiştir.(Günay: 1986/86 vd.)
Aşık tarzı şiirin elektronik ortamdaki icra alanı oldukça yenidir.
Geleneği büyük ölçüde benimsemiş, çoğunluğu saz çalmayan ve aşık sıfatını taşıyan insanların bizzat kendileri veya temsilcileri vasıtasıyla, teknolojiyi kullanabilme becerisine bağlı olarak internet üzerinden geleneksel ürünlerini geniş kitlelere ulaştırdıkları görülmektedir. Bu yeni icra muhitinde internet kullanımının halk içinde yeteri kadar yaygın olmamasına karşılık az-çok eğitimli ve internet kullanan kesimlerin kolayca ulaşabildikleri bir ortamdır.
Bu ortamda;
1. Mektupla deyişme örneği sayabileceğimiz e-posta ile deyişmeler, 2. Mesengerler üzerinden yapılan deyişme ve karşılaşmalar olmak üzere iki tarzı tespit etmek mümkündür. Bu deyişmelerde bazen elektronik mektuplaşma örnekleri, bazen de “askı” tarzı deyişlere benzer şekilde cevap verilir: Aşağıdaki örnekte Mikdat Bal’ın yazdığı manzumeye Kamil Durmuşoğlu adeta nazire yazmıştır:
Eli Kalem Tutan Buyursun
Mikdat Bal 1. Eli kalem tutan buyursun haydi! Yazsın bildiğini geç kalmasın ha! Görüşünü bize duyursun haydi! Tarafsızca yazsın öç olmasın ha! 2. Nutuk lazım değil gerçek yazılsın Az olsun öz olsun hain üzülsün Oynanan oyunlar artık bozulsun Yazılarda kimse suç bulmasın ha! 3. Öfkene yenilip yayları gerip İyi bilmediğin konuya girip Satılmış kargaya kozunu verip Hasımların senden güç almasın ha! 4. Kahpece vurulur polis de er de Onların hakkını savunan nerde? Şehitlerin kanı kalmasın yerde Analar babalar saç yolmasın ha! 5. Birliğe ulaşan bir yol bulalım Doğruya gerçeğe kalem çalalım Artık bundan öte tedbir alalım Taze, gonca güller hiç solmasın ha!
Vatanı Böldürmeyiz ………Mikdat BAL’ın ‘’Eli Kalem Tutan Buyursun’’ şiirine atfen 1. Çağrını duyunca, koşarak geldim; Vatanı, milleti böldürmeyiz biz. Kinli diyarlara bir selam saldım; Millet düşmanını güldürmeyiz biz. 2. Söz kalemimizde kurşuna döner Gider düşmanımın beynine tüner. Düşü korku olur, yüreğe iner; Ceddi utandırmaz, soldurmayız biz. 3. Öfkemizden nasip alanlar korksun Okumuza hedef olanlar korksun Şu malum falanlar, filanlar korksun; Postumuzu kolay deldirmeyiz biz. 4. Devletime kalkan eller kırılır Hesaplar görülür, defter dürülür Her düşürdükleri bin kez dirilir; Bir gün olur da saç yoldurmayız biz. 5. Birliğe giden yol Turan biliriz Yolumuza rehber Kur’an biliriz Bunlardan gayri yol viran biliriz; Allah’a izleri sildirmeyiz biz. Kamil Durmuşoğlu
Bu karşılaşma ve deyişmeler, enstrüman unsuru hariç tutulursa, geleneksel aşık karşılaşmalarına uygun karşılaşmalardır ve yeni bir icra muhitidir. Messenger denilen iletişim kutuları üzerinden diğer şair veya şairlerle belli bir tema/konu ve belirlenen bir ayakla adeta yüzyüze müşaere yapılmaktadır. Önce aşıklardan biri belli bir ayakla bir dörtlük söylemekte(yazmakta) , sonra diğeri/diğerleri onu takip etmektedirler.
Deyişmeler genellikle yazma biçiminde olmakta, ilk şekillerinde vezin, kafiye, durak ve imla hataları görülmekte; bunlar, deyişme bittikten sonra yeniden düzenlenmektedir.
A. Elektronik Ortamda Aşıklık/Usta-Çırak İlişkisi/Tapşırma-Mahlas
İnternet ortamında geleneksel tarzda şiir örnekleri veren şairlerden pek azı kendine “aşık” demekte, genellikle “şair”i tercih etmektedirler. Bunda, eserlerini “edebiyat-şiir-şair” sitelerinde sergilemelerinin rolü olduğu, çok modern “imgelem”e dayalı şiirler söyleme peşinde olan kimselerle aynı sanal ortamda bulunmalarının etkili bulunduğu düşünülebilir. Şair kelimesinin yanında yaygın olarak “ozan”ın da kullanıldığını görüyoruz. (Kaya 1994/35)
Bu şairler arasındaki yazışma ve deyişmelerde her ne kadar zaman zaman birilerine “usta” diye hitap ediliyor olsa da; gözlem ve incelemelerimiz geleneksel “usta-çırak” ilişkisinin aynı etkinlikte var olduğunu söylememize engeldir. Burada bir usta-çırak ilişkisinden çok geleneksel unsurların (şiirdeki dış disiplin unsurları: ayak, ölçü, durak vb.) kavranılmasına dayalı bir etkileşim söz konusudur. Bu şairlerin “tapşırma-mahlas konusunda, geleneğin hassasiyet ve uygulamalarına sahip olmadıkları aşikardır. Gerçek anlamda usta-çırak ilişkisinin bulunmadığı bir ortamda usta tarafından bir mahlas verilmesi de söz konusu olamaz. Ancak yine de bazı ozanların tapşırma almalarında diğerlerinden etkilendikleri, yahut tavsiye aldıkları görülmktedir. Bildirimize konu olan şairlerden İbrahim Coşar “Coşarî” tabşırmasını kullanmakta ve bunu da Mikdat Bal (Mikdatî) ’ın verdiğini ifade etmektedir.
Elektronik ortamda serbest ve sistemli deyişme örnekleri veren şairlerin pek çoğunun usta kabul ettikleri birer aşık veya şair olduğu muhakkaktır. Bazıları geçmişte yaşamış şairler, bazıları günümüzde yaşayanları usta diye anmaktadır. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Dertli, Erzurumlu Emrah, Aşık Veysel …gibi aşıkları müşterek ustalar saymak mümkündür. Bu grup şairleri yaşayan aşıklardan ayırmak ve “geleneğe bağlı olarak aşık tarzı şiir söyleyen amatör şairler” saymak doğru olur kanaatindeyiz. Çünkü saz çalmıyor, aşık tarzı şiir söyleme ile ilgili resmi organizasyonlara katılmıyorlar. Ancak içlerinde Mikdat Bal ve Zülfikar Yapar Kaleli vb. gibi geleneğe hakim ve çok velud bazı şairler var ki saz çalmamalarının dışında aşıklardan geri kalır yanları yoktur. Bu grubu, bir anlamda “kalem şuarası” (Elçin:2005/11) ile yahut cumhuriyetten sonra aşık tarzı şiir söyleyen aydınlarla ilişkilendirebiliriz.(Günay:1986/78) Diğer yandan Yaşar Gürlek ve Gültekin Toga gibi şiirlerini saz eşliğinde söyleyenler de var. Bizim, kendisiyle temas kurabildiğimiz yahut şiirlerine ulaşabildiğimiz şairlerden, deyiş ve deyişmelerine yer verdiğimiz bazıları şunlardır:
Mikdat Bal (Mikdatî) : 20.02.1954 Tarihinde Trabzon’da doğdu. 10 yaşında ilkokulu bitirdi fakat şartların zorluğu sebebiyle tahsilini sürdüremedi. Önce hafızlık sonra da Arapça öğrenmeye çalıştı, sonra askere gitti. Askerliğini müteakip 1976’da Hollanda’ya giiti. Halen orada yaşıyor. Küçükken aile büyüklerine ait şiirleri defterlere yazıp okuduğu için geleneksel şiire o günlerden aşina oldu. Velud bir şair olup sayıları binlerle ifade edilen şiiri vardır. İrtical gücü yüksek bir şair olup msn karşılaşmalarından birçoğunun merkezindedir.
Zülfikar Yapar (Kaleli) : 19.03.1954 Tarihinde Gümüşhane'de doğdu. Emekli Türkçe öğretmenidir. Aynı zamanda İktisat tahsili de yapmıştır.Saz çalmamaktadır, 36 yıldır şiir söylemektedir. İbrahim Coşar (Coşarî) : 01.07.1953’ Tarihinde Samsun'un Çarşamba ilçesinde doğdu. İlk,orta ve Lise tahsilini Çarşamba'da bitirdi. 1975 yılında başladığı memuriyetten emekli oldu. Lise yıllarında başladığı şiire emekli olduktan sonra daha çok zaman ayırmaktadır. Üretken bir şair olduğu, elektronik ortamdaki deyişmelerde başarılı olduğu görülmektedir.
Kamil Durmuşoğlu 28 Aralık 1957'de Ünye'de doğdu. İlkokulu Ünye'de, Ortaokulu Kastamonu'da, Liseyi Ünyede okudu. Adana İ.T.İ.A.'de Üniversite Öğrenimine başladı. Devrin olumsuz şartları nedeniyle öğrenimini bırakmak zorunda kaldı. Yaşar Gürlek (YaşarÎ) : 22.06.1961 Tarihinde Haymana (Ankara) ’da doğdu. Şiir hayatına genclik yıllarında okudugu Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu vb. ozanların şiirlerinin etkisiyle başladı. Deyişlerini saz eşliğinde söylemektedir. Hollanda’da yaşamaktadır.
İlhami Aslantaş(İlhamî) : 25.09.1960 günü Kanga (Sivas) ’ın Etyemez köyünde doğdu. İstanbul ve Almanya’da çalıştı. Şiir yazmaya ilk okul üçüncü sınıfındayken Ruhsatî şiirlerini okuduktan sonra başlamıştır. Önceleri saz çalmakla beraber geçirdiği kaza sonrasında sağ elini yeterince kullanamadığı için şimdi çalamamaktadır Gültegin Toga (Ozan Sentezî) : 10.03.1962 tarihinde Sivas- İmranlı’da doğdu. ilk-orta ve lise öğrenimini orada tamamladı. Doğu Anadolulu saz şairlerinden etkilendi.16 yaşında şiir ve bağlamaya başladı. 1979 yılında Almanya’ya gitti. Halen orada yaşamaktadır. Şerafettin Hansu() : 19.12.1969 yılında Yozgat Bogazlıyan Özler kasabasında doğdu. Vatani görevini yaptıktan sonra Almanya’ya gitti. Halen Almanyada ikamet etmektedir. Şiirle uğraşmaya erken yaşlarda başlamıştır. Sevinç Atan: Hayat hikayesine ulaşamadık. Sakine Aydın: Hayat hikayesine ulaşamadık.
B.Elektronik Ortamdaki Deyişmelerin Konu veya Temaları Konular ve temaların en önemli özelliği güncel olmalarıdır. Her şair, şiirinde mutlaka güncel olana yönelmektedir. Her konu veya temaya uygun düşen manzumeler de ya mesenger denilen iletişim (chat-sohbet) kutularından canlı içra şeklinde karşılıklı deyişme şeklinde vücuda getirilmekte yahut şair tarafından önceden hazırlanıp şiir sitesindeki sayfasında yayımlanmak suretiyle okuyucuya ulaşmaktadır.
Yaşar Gurlek-.Mikdat Bal 1. Msn Atışması
1.Yaşar Gürlek Felek benim kanadımı kırdıysa Alıp beni yerden yere vurduysa Bu gurbetin kahrı beni yorduysa Daha fazla durulur mu Mikdatî?
2. Mikdat Bal Hasretim çok yaralama sinemi Bu dünyanın hiç kalmadı önemi Acı dolu gurbetin her dönemi Böyle şeyler sorulur mu Yaşarî?
3.Yaşar Gürlek Gurbet elde hasret ile kavrulduk Harmanlarda talazlanıp savrulduk Devrilmezdik ama şimdi devrildik Yerde yatan yorulur mu Mikdatî?
4.Mikdat Bal Rüyamızı hayra yoran olmadı Yaralandık gelip saran olmadı Yıllar yılı bizi soran olmadı Bunlar basit görülür mü Yaşarî?
5.Yaşar Gürlek Gurbet ele esir köle olmuşuz Çok çekmişiz acılarla dolmuşuz Gonca güller gibi bizde solmusuz Solan güller derilir mi Mikdatî?
6.Mikdat Bal Sırtımıza kim sapladı bu şişi? Hizmet ettik, patron bildik keşişi Kendisini köle gören bir kişi Bundan öte kırılır mı Yaşarî
7.Yaşar Gürlek Vatan diye diye yanar ağlarız Anam babam deriz anar aglarız Memlekete selam sunar ağlarız Böyle hayat sürülür mü Mikdatî?
8.Mikdat Bal Bu gurbeti yaşayanlar bilirler Bir çokları ölü geri gelirler Nasip işi kader bunu belirler Canlı geri varılır mı Yaşarî?
9.Yaşar Gürlek Yasarî der selam olsun duyana Halkımıza her beye her bayana Çok hasretiz siz de bakın bu yana Hasret bizim verilir mi Mikdatî
10. Mikdat Bal Mikdatî der bekler ana peterin Kazancından on kat fazla hederin Çektiğimiz bunca elem kederin Esrarına erilir mi Yaşarî
Mikdat Bal- İbrahim Çoşar 13.Msn Atışması
1. İbrahim Coşar Bunca gün seninle yazdık söyleştik Her sefer bir konu işler geçeriz Hep sanalda kaldık orda eğleştik Canlı atışmayı boşlar geçeriz
2. Mikdat Bal Sanalda bilgiyi bölüşüyoruz Çağın şartlarında gelişiyoruz Buna da çok şükür buluşuyoruz Biz sanalda bile haşlar geçeriz
3. İbrahim Coşar Eskiden ustalar türkü atarmış Diyar diyar gezer handa yatarmış Sözün arasına beste katarmış Bize sıra geldi taşlar geçeriz
4. Mikdat Bal Aynı yol ve izi tepmiyor muyuz? Eskilerden örnek kapmıyor muyuz? Biz de aynı işi yapmıyor muyuz? Notaları tek tek tuşlar geçeriz
5. İbrahim Coşar Hocam kürsüdesin eyleme hatır İncele bizleri sen satır satır Konu çok derindir masaya yatır İş başardık diye düşler geçeriz
6. Mikdat Bal Hoşuna gitmezse iade etsin Eksiğimiz varsa ifade etsin Rabbim ömrümüzü ziyade etsin! Yeni bir konuya başlar geçeriz
7. İbrahim Coşar Sazımız yoksa da sözümüz vardır Topluma çıkacak yüzümüz vardır Hep gurur duyduğum özümüz vardır Yad edip ecdadı hoşlar geçeriz
8. Mikdat Bal Ulu ecdadımız kadri pek yüce Yad edip dururum ben gündüz gece Vatandan uzağım, hasretim nice Bu gurbet ellerde kışlar geçeriz
9. İbrahim Coşar Dudağa iğneyi takar kocalar Söze saz katmazsan belki bocalar Bizi kabul etmez olmuş hocalar Biz de dilimizi dişler geçeriz.
10. Mikdat Bal Şiiri gönülde oluşturunca Söyleyip sunarak bölüştürünce Hocayı hocayla buluşturunca Çaylağı çaylakla eşler geçeriz
11.İbrahim Coşar Bizler MSN de sözü söyleriz Dost olanı gönüllerde eğleriz Gardaş olsa sitemleri ederiz Zalim olanları şişler geçeriz
12. Mikdat Bal Bu bizim atışma sohbetmiş meğer Biri kalkıp buna vermezse değer! Ne söylersen söyle durmazsa eğer Çok inat edeni çüşler geçeriz
13. İbrahim Coşar COŞARİ’im sanalda hep sözlerim Okur diye dostlarımı gözlerim Yokuş olur düşmanıma düzlerim Hepsi bir diyerek Buş’lar geçeriz
14.Mikdat Bal Mikdatî! , Anlamam sazdan ya telden Onlar da anlamaz dikenden gülden Hala ötüyorsa ne gelir elden Çatlak karga deyip kuşlar geçeriz
C.Elektronik Ortamda Deyiş ve Deyişme Örnekleri Elektronik ortamdaki şairler deyişmeden çok atışma ve karşılaşma terimlerini kullanıyorlar ve meydana getirdikleri manzumeleri de iletişim kutusunun adıyla ve sıra numarası vererek kaydediyorlar.(Mesela, Mikdat Bal-İbrahim Coşar 9. Msn Atışması/Karşılaşması gibi) Elektronik ortamdaki aşık tarzı şiirin çok çeşitli konu ve temalarda deyiş ve deyişme örneklerine rastlanıyor. Bunları bazı başlıklar altında ele alabiliriz: 1. Kişisel Duyguların Terennümü Birçok şair, aşık tarzı şiirlerinde doğal olarak kişisel duygularına yer vermekte, serbest ve sistemli deyişmelerde bunu dile getirmektedir. Elektronik ortamda çokça örneği bulunmaktadır. Zülfikar Yapar Kaleli, Aşık Yaşar reyhani’nin Erzurum’dan göç edişinden etkilenir ve usta Reyhani ile ilgili hissiyatını dile getirir:
Altmışlık Göç (Aşık Yaşar Reyhani'ye)
1. Gurbet uzadıkça, hasretlik artar Altmışlık avare köyden göç eder. Cümle aşıkları söz ile tartar Dünyaya gücenir, aydan göç eder. 2. Gelsin denilen yaz evveli güzün Yaprağın düşüşü kıştaki hüzün Belli ki şöhrette kalmadı gözün Balık suya küser, çaydan göç eder 3. Sevgi merkezine doğma zamanı Karlı bulutları sağma zamanı Rahmet olup yere yağma zamanı Ok kirişten bıkar, yaydan göç eder. 4. Ne yatarsın usta, yatak mı rahat? Vade mi ulaştı, doldu mu saat? No’lur bu kasveti üzerinden at! Şiir öksüz kalır, meydan göç eder. 5. Şimdi aldığını verme vaktidir Sonsuzluk sırrına erme vaktidir Artık hesapları görme vaktidir Aşıklar düğünden, toydan göç eder. 6. Gövde köke küskün, yapraklara dal İhtişam zorundan terlerken al al. “Arzu”suna dargın emektar sandal Bilinmeze doğru koydan göç eder. 7. “Erzurumlu Gelin”, yatan hastası Göç mevsimi “Turnalar”ın ustası “Yasindir mektubu, ihlas postası” Korkarım aşıklık soydan göç eder. 8. Bekleyeni olan yolcu gelecek Ömür kısa, dünya yalan, son gerçek. Sermayesi ”nazlı yare bir çiçek” Cümle ihtişamı huydan göç eder.
Şerafettin Hansu, dini/mistik duygularını geleneksel tarza uygun olarak bir şiirinde şöyle dile getirmektedir:
Düştüm
1. Emanet ettiğin tatlı canımı Alırsın diyerek eline düştüm Gizlimi saklımı türlü yanımı Bilirsin diyerek halına düştüm. 2. Ey..dilediğini hemen yapanım Vacip-ül vucudum medet süphanım Bir adım atana sen ki on adım Gelirsin diyerek yoluna düştüm. 3. Gizli ve aşikâr olanı duyan Eşref-i mahlukât hep sana ayan Kul inkâr etse de kul da çok ziyan Bulursun diyerek diline düştüm. 4. Hançerledi beni oturduğum post Benzi soluk döndü götürdüğüm mest Dertli gönüllere en hakiki dost Olursun diyerek çuluna düştüm. 5. Bir avuç pıhtıdan yoktan var ettin İnniye cinniye sen ki hükmettin İlahi aşkından bu Şerafettin Delirsin diyerek çölüne düştüm.
Kişisel duygular bazen de karşılaşmalar şeklinde paylaşılır. Zülfikar yapar Kaleli ile “manevi kızım” dediği Sakine Aydın msn aracılığıyla aşağıdaki deyişmeyi gerçekleştirirler:
Baba-Kız Atışması
1.Zülfikar Yapar Kaleli Merhaba geldim işte Tamam mı? Bildim işte! Türkiye Türklerindir, Bilmezsen öldüm işte
2. Sakine Aydın Ay! Benim babam geldi Kalpte ki duam geldi Karanlıkta güneşim Güneşte çabam geldi....
3. Zülfikar Yapar Kaleli Kalmışım naçar kızım Dost benden kaçar kızım “Bir kapıyı kapayan Gün gelir açar” kızım…
4. Sakine Aydın Viran olsa da obam Boşa çıksa da çabam Dost ararsan ben varım Üzülme garip babam…
5. Zülfikar Yapar Kaleli Gül’den özge gülsün sen Çok nadide kulsun sen Sen gönlümün çerağı Vuslatıma yolsun sen…
6. Sakine Aydın Bülbüle gül neylesin Sen her zaman böylesin! Gönlümde ayrı yerin, Bak gözüme söylesin…
7. Zülfikar Yapar Kaleli Düşmanı iyi tanı, Gurur aşkın düşmanı! Gözler görmezse kalır Geride birkaç anı…
8. Sakine Aydın Gururu öldürmüşüm Kibrimi soldurmuşum Gönlümden her ne geçse Ben sana bildirmişim...
9. Zülfikar Yapar Kaleli Umulmaz rahmet yağar Beni kedere boğar Ne kadar gece olsa Güneş muhakkak doğar…
10. Sakine Aydın Sevgi yağmazsa ne gam Gönle ağmazsa ne gam Gönlümde güneş sensin Güneş doğmasa ne gam…
11. Zülfikar Yapar Kaleli Üzülmeyiniz astlar Yere serildi postlar Ben ne şanslı babayım Gördünüz ya, a dostlar…
12. Sakine Aydın Ben de şanslıyım baba Boşa değilmiş çaba Boşuna bakmıyorum Dolu yanından kaba…
Mikdat Bal ile deyişmesine internet aracılığıyla ulaştığımız ve kendisi hakkında bilgi edinemediğimiz Sevinç Atan’ın aşağıdaki deyişmeleri de kişisel duyguların terennümüne uygun bir deyişme olarak alınabilir:
Mikdat Bal ve Sevinç Atan'ın msn Atışması
1. Mikdat Bal Uykunu bölüp de gece yarısı Kalkıp da etrafa baktığın var mı? Bir ilaç alıp da başın ağrısı Geçmeyip de öyle çektiğin var mı¬?
2. Sevinç Atan İlaçla geçmez ki gurbet ağrısı Bağrımı dağlayan sıla çağrısı, Bir avuç teselli işin doğrusu Bulmayıp çileden çıktığın var mı?
3. Mikdat Bal Hayat budur deyip boyun bükerek Dizlerin tutmayıp yere çökerek Efkara dalarak bir ah çekerek Ağlayıp göz yaşı döktüğün var mı?
4. Sevinç Atan Rüzgâr gibi uçup giden yıllara Hazana ermeden solan dallara, Dönüşü olmayan bunca yollara Öylece oturup baktığın var mı?
5. Mikdat Bal Ellerini çizer dikenli güller Yürek kan ağlarken susarmış diller Senin gözyaşına bakar mı eller, İnsanlardan biraz çaktığın var mı?
6.Sevinç Atan Aldırmam yabanın hoyrat yeline. Ben meyil verenim gönül diline Katarım aklımı bahar seline Seherde kırlara çıktığın var mı?
7. Mikdat Bal Sabretmek gerekir olmalı metin Bu hayat kısadır bu hayat çetin Seherde kırlarda gezdin mi dedin Dünyanın kahrından bıktığın var mı?
8. Sevinç Atan Bıkmıyor divane gönül telaştan Gülüşüm utanır döktüğüm yaştan, Nice boran geçti şu garip baştan Deli çaylar gibi aktığın var mı?
9. Mikdat Bal Koca ömür geçti görmedim sefa Gurbet elde geçen her anım cefa Ah dedim vah dedim günde kaç defa Akarken mecrandan çıktığın var mı?
10. Sevinç Atan Hesabı tutulmaz yokluğun, hiçin Bu kısa ömürde gözyaşı niçin Kış günü kalbini ısıtmak için Karlı dağda ateş yaktığın var mı?
11. Mikdat Bal Bilmem ki kış günü üşür mü erler Beni beklemekte sevdiğim yerler Umut varlıktan da iyidir derler Hiç gönül sarayı yıktığın var mı?
12. Sevinç Atan Sevinçler saklıdır her bir hüzünde En kara gecede en aydın günde Bahar aylarında dal güldüğünde Yakana bir çiçek taktığın var mı?
13. Mikdat Bal Mikdatî der yârim çok da uzakta İki çiçek taktım, oldu mu bak da Şimdi bir durakta bekler ayakta Gülistana çiçek diktiğin var mı? var mı
2. Sosyal Konuların Terennümü Sosyal konuların terennümüne ilişkin msn deyişmeleri de elektronik ortamdaki icra alanının en çok rastlanan ürünlerini verir. Toplumdaki bozukluklar, yolsuzluklar, haksız kazanç, geçim zorluğu, zamanın bozulması vb. konular sıkça dile getirilir: İbrahim Coşar- Mikdat Bal 2.Msn Atışması
1. Mikdat Bal Her şehirde kuruldu Rus pazarı Ne alırlar ne satarlar belli mi? Getirdiği her şey eşya mezarı Ne alırlar, ne satarlar belli mi
2.İbrahim Coşar Doksanlarda açıldı sarp kapısı Bozuldu hep tüm aile yapısı Yıllar boyu çekilecek sancısı Ne aldığı,ne sattığı bellidir
3. Mikdat Bal Yok mu bunu bir çaresi sorarım Bu soruma durup cevap ararım Söylemezsem ben ne işe yararım Ne alırlar ne satarlar belli mi
4.İbrahim Coşar Mal gösterip,sanırım et satarlar Bilinmez ki kimle nasıl yatarlar Sattığını kendileri atarlar Ne aldığı ne sattığı bellidir
5. Mikdat Bal Dedeleri geldi sürdük buradan Bize yardım eylemişti Yaratan Kızlarını gönderdiler oradan Ne alırlar ne satarlar belli mi
6.İbrahim Coşar Önceleri sokaklarda kaldılar Pazar kurup ortalığa saldılar Neneleri tarihte de vardılar Ne aldığı,ne sattığı bellidir
7. Mikdat Bal Yok mu buna dur deyecek bir amir O veya bu niteliksiz bir zamir Bunun sonu ya yıkım ya da tamir Ne alırlar ne satarlar belli mi
8.İbrahim Coşar Satarken de vermezler ki fatura Esnaf bakmaz oldu artık hatıra Bıçak onda,biz kaldık kör satıra Ne aldığı ne sattığı bellidir
9. Mikdat Bal Karadeniz namusunu korurdu Bıraksalar üzerine yürürdü Buna meydan verenler de görürdü Ne alırlar ne satarlar belli mi
10.İbrahim Coşar Fahişelik olmuş burada sektör Ne müdürü engel olur ne doktor Sanırım ki derde çare de yoktur Ne aldığı,ne sattığı bellidir
11. Mikdat Bal Yıkılıyor nice mutlu yuvalar Ah ne olur şunları bir kovalar Boşanmaktır yüzde elli davalar Ne alırlar ne satarlar belli mi
12.İbrahim Coşar Kovulmakla gitmiyor ki nataşa Atıyorlar kendisini ataşa Devir döndü,şimdi kızlar sataşa Ne aldığı,ne sattığı bellidir
13. Mikdat Bal Kovmak değil gitmemektir tek care Un yok ise değirmende yok fare Bunu kimse düşündü mü bir kere Ne alırlar ne satarlar belli mi
14.İbrahim Coşar Ruslar Türk’e ekmek kapısı olmuş, Uçkur için herkes ahlakı bozmuş Mikdatî ne demiş,Coşar ne yazmış Ne aldığı,ne sattığı bellidir
15. Mikdat Bal Mikdatî’yim sordum sormaz olaydım Hallederdim buna cevap bulaydım Gurbet acı biraz daha kalaydım Ne alırlar ne satarlar belli mi
16. İbrahim Coşar Önce karadeniz,şimdi tüm yurtta Suç elmada değil,içteki kurtta COŞAR anlatır da,o gezer yatta Ne aldığı,ne sattığı bellidir
Mikdat Bal - İbrahim Coşar 10.Msn Atışması.
1. Mikdat Bal Yolsuzluk, arsızlık, pişkinlik gördüm Aklıma geliyor dünler Coşarî Maddeye, makama düşkünlük gördüm Bozuldu zamanlar günler Coşarî 2. İbrahim Coşar İnsanlar düşmüşler geçim derdine Memleket cehennem her bir ferdine Söz hakkı verilmez olmuş merdine Konuşursa meydan inler Mikdatî
3. Mikdat Bal Hadi konuşsunlar biz de görelim Birlik olup hep el ele verelim Zalimleri inlerine sürelim Zalime layıktır inler Coşarî
4. İbrahim Coşar Kimisi adamdır öğütten anlar Kimisi çıkarcı, her zaman yanlar Doğru konuşanda kalıyor zanlar Adam olan sözü dinler Mikdatî
5. Mikdat Bal Vererek bu millet omuz omuza Saflar sıkı olur düz olur hiza Ne kavgalar kalır ne de bir niza Sevgi gelir gider kinler Coşarî
6. İbrahim Coşar Kiminin yüzünü korku bürümüş Nemelazımcılık almış yürümüş Fırsatını bulan malı kürümüş Halk için çalıyor çanlar Mikdatî
7. Mikdat Bal Uyanıp ta bir gün çağlar bu millet Zalimi kıskıvrak bağlar bu millet Tekrar adaleti sağlar bu millet Beraberlik zulmü önler Coşarî
8. İbrahim Coşar Bu milletin özü temiz her zaman Zalime haddini bildirir yaman Kalbinde eksilmez hiçbir an iman Kıbleye dönüktür yönler Mikdatî
9. Mikdat Bal Zalimin zulmünden, el aman desin Bunu her sahada her zaman desin Bel ki insaf eder el iman desin Bilirsin inanır onlar Coşarî.
10. İbrahim Coşar Bilirsin inanır söylenen söze Güvenir kendine gülen her yüze Her zaman aldanır gelir kem göze Hep zarar görüyor binler Mikdatî
11. Mikdat Bal Böyle zalimleri ülke istemez Bizdeki anane ilke istemez Defolsunlar millet gölge istemez Şeytan çarpsın bir de cinler Coşar
12. İbrahim Coşar Örf ve ananeyi atadan aldık Bu terbiye ile biz birer baldık Güvendik zalime zorlukta kaldık Hep kötü duyuldu ünler Mikdatî
13. Mikdat Bal Mikdatî der çare uyanmamızda Birbirine sıkı dayanmamızda Ateş gibi sönüp de yanmamız da Milleti gerçeğe yönler Coşarî
14. İbrahim Coşar COŞARİ seslenir hep birlik için Çabası gayesi bu dirlik için Soysuzun amacı çok varlık için Bitmiyor onlara kinler Mikdati
3. Milli Kültür ve Milli Birlikle İlgili Konuların Terennümü
Milli Kültür ile Milli Birlek ve beraberlik Elektronik ortamdaki deyişmelerde sıkça ele alınan konulardır. Özellikle milli birlik içinde olunması, ülkemizin varlığını korumasının yegane şartı olarak vurgulanmaktadır:
İlhami Arslantaş-Mikdat Bal 1. Msn Atışması
1. İlhami Arslantaş Kültür bize atalardan mirastır Bir gül gibi derelim mi ne dersin Gönlümüzden akıp giden Aras’tır Ummanlara sürelim mi ne dersin.....
2. Mikdat Bal Aramızda olmaz senlik ne benlik Devam etsin ebede dek bu şenlik Sevgi saygı muhabbet ve esenlik Düşmanlığı yerelim mi ne dersin
3. İlhami Arslantaş Artık yansın müspet ilmin çırası Geçti bile davranmanın sırası Koruyalım bu nadide mirası Karanlığı yaralım mı ne dersin
4. Mikdat Bal Hem sevelim sevdirelim vatanı Yad edelim bunca şehit yatanı Yetimleri bir de matem tutanı Yanlarına varalım mı ne dersin
5. İlhami Arslantaş Türkülerle çizilmiştir sınırlar Tüm dünyada bizi iyi tanırlar Yeni baştan kazanılsın onurlar Saatleri kuralım mı ne dersin
6. Mikdat Bal Ozanların gönlü halktan yanadır Cömerttirler bir sana bir banadır Ezgileri gönülleri kanatır Yaraları saralım mı ne dersin
7. İlhami Arslantaş Gel gençliğe açalım şu yolları Hemen tezden sıvayalım kolları Kaynaştırıp sağımızla solları Düşmanları vuralım mı ne dersin
8. Mikdat Bal Elbet olur böyle bir şey istesek Şu gençlere güzel örnek göstersek Fesatlara fitnelere sus desek Biz sırt sırta verelim mi ne dersin
9. İlhami Arslantaş Der ilhami gözüm gönlüm vatanım Huzur bulsun sinde şehit yatanım İşte böyle kardeş benden bu tanım Bütün yurda saralım mı ne dersin
10. Mikdat Bal Mikdat der ilimle ışık saçalım Cehaletten uzaklaşıp kaçalım Gel İlhami yeni çığır açalım Etten duvar örelim mi ne dersin
4. Milli/Siyasi Konularda Hassasiyet Araştırmalarımız sırasında edindiğimiz bilgiler, elektronik ortamda aşık tarzı şiir üreten şairlerin, özellikle de yurt dışında yaşayan şairlerin, ülkemizin milli ve siyasi meseleleriyle çok yakından ilgilendikleri, gündemdeki konularla ilgili olarak deyişler söyledikleri, msn üzerinden diğer şairlerle çokça deyişmeler yaptıklarını ortaya koymaktadır. Mikdat Bal, Fransa’nın “Ermeni soykırımı olmamıştır demeyi suç sayması” üzerine isyan eder ve isyanını bir deyişle dile getirir:
Hapiste Yer Ayırın
1. Kâr mı kalır yanında, ne ettin sefil Fransa Bu kadar pişkin yüzsüz, utanmaz gafil Fransa Ne kadar soysuz varsa hepsine kefil Fransa Pamuk prenses ile Ermeni’yi kayırın Ben inkar ediyorum, hapiste yer ayırın 2. Bir utanç anıtısın, tarihin kan kokuyor Cezayir’deki haltlar aklınızdan çıkıyor Sizi bütün insanlık nefret ile okuyor Size lanet okuyor insanı Cezayir’in Yuh olsun yasanıza hapiste yer ayırın 3. Bir kaç oyun uğruna, kalleşliğe giriştin Hangi tarihçi ile, temas edip görüştün Hep terör besledin sen, her olaya karıştın İnsanlık tarihinde, görülmedi hayırın Tükürdüm yasanıza, hapiste yer ayırın 4. Artık masken kalmadı, gerçek yüzünü gördük Dost ayağı yaparak dönek sözünü gördük İçin dışın fesattır, şükür özünü gördük İçin dışına çıkmış belli idi zahirin Size yazıklar olsun, hapiste yer ayırın 5. Sen ne büyük zalimsin bize bile bulaştın Gaziantep-Maraş’ta cellat gibi dolaştın Bizden tokat yemiştin yakılası talaştın Sorarım sana acep, bu mu idi kahırın Tüh olsun boyunuza hapiste yer ayırın 6. Ermeni katliamı, bu ne büyük bir yalan Cezayir’de ne ettin, nedir aklında kalan Sömürgeci katiller, her yeri etmiş talan Siz Pamuk Prensesle Ermeni’yi kayırın Buradan inkar ettim, hapiste yer ayırın
Fransa’nın Ermeni meselesindeki tavrı Msn de bir deyişmenin de konusu olur. Şairlerin bu milli meselesindeki tavrı doğal olarak ciddi bir tepkinin tezahürü şeklindedir.
İbrahim Coşar-Mikdat Bal 11. Msn Atışması
1. İbrahim Coşar Dedesine yardım ettiğim ülke İşimize karışıyor ne dersin? Onlar bize olamazken bir gölge Düşmanlığa girişiyor ne dersin?
2. Mikdat Bal Hakkı ile tarihini bir ansa Tam yüz sene ara vermişti dansa Ceddimizden ödü kopan Fransa Karşımızda kırışıyor ne dersin?
3. İbrahim Coşar Yok bunlarda izan, düşünce kesat Biz dostum dedikçe, düşmanlık hasat Aleyhte düşünür her türlü fesat Şeytanlarla yarışıyor ne dersin?
4. Mikdat Bal Dış düşmanlar yaygarayı bastıkça Dost söyledik onlar nefret kustukça Böyle olur bizim beyler sustukça Düşmanlığa girişiyor ne dersin?
5. İbrahim Coşar Tarih boyu bizi arkadan vurur Fırsatçı Ermeni kasıp kavurur Hamisi yanında tehdit savurur Birlik olup görüşüyor ne dersin?
6. Mikdat Bal Anarşistler içimize yerleşti Kaçanlar da dışarlarda hırlaştı Bir olarak tüm düşmanlar birleşti Hakkımızda verişiyor ne dersin?
7. İbrahim Coşar Ne tez unuttular geçmişlerini Ermeni hayranı seçmişlerini Yalanla anarlar göçmüşlerini Çukurlara erişiyor, ne dersin?
8. Mikdat Bal Avrupanın belli oldu planı Türk yurduna vermek ister talanı Uydurmuşlar kocaman bir yalanı Hiç tanıksız duruşuyor ne dersin?
9. İbrahim Coşar Ermeni ağzıyla konuş Fransa İnsanlar alıştı artık bu dansa İşiniz kalacak her zaman şansa Hep çukurda vuruşuyor ne dersin?
10. Mikdat Bal Artık belli oldu altı üstümüz Sadece dostluktu bizim kastımız Avrupada yoktur bizim dostumuz Birbirine sürüşüyor ne dersin?
11. İbrahim Coşar Avrupa kölesi siyasetçiler Yoksulluk görmemiş hepsi etçiler Arada kalıyor siz gurbetçiler Nasır eller buruşuyor ne dersin?
12. Mikdat Bal Mikdatî der dert çok çile dolmuyor Ne söylersek hedefini bulmuyor Yeter artık ses verelim, olmuyor Sabır sona varışıyor ne dersin?
5. Sipariş Konular Sipariş konular, deyişme yapanların dışında, başka birinin isteği üzerine yapılan deyişmelerdir. Aşağıdaki deyişme düzenlenen Bilgi Şölenimiz için yapılmıştır.
Mikdat Bal-İbrahim Çoşar 12.Msn Atışması
1. Mikdat Bal Bizden selam olsun civanmertlere Eli kalem tutan sarılmalıdır Bir haber yollayın, tüm namertlere Ettiği zulümler sorulmalıdır
2. İbrahim Coşar Gürledin Koçyiğit Köroğlu gibi Zalimin ezdiği mazlumla sabi Sözümüz her zaman zalime tabi Zalimin kellesi yarılmalıdır
3. Mikdat Bal Köroğlu adına taş atalım gel Eski ruhu yine yaşatalım gel Ülkeyi zalimden boşaltalım gel Hedef on ikiden vurulmalıdır
4. İbrahim Coşar Köroğlu bir destan halkın dilinde Yenilmez bir kılıç vardır elinde Yüreği bir sevda arar gülünde Gülü kesen eller kırılmalıdır
5. Mikdat Bal Her yer güllük olsun gülü kırmak yok Gülistana girip destur sormak yak Zalimi taşlayıp artık durmak yok Vatanını seven yorulmalıdır
6. İbrahim Coşar Babası kör olmuş bir at uğruna Bolu’da zulüm var inat uğruna Nice canlar gitti azat uğruna Gidip Çamlıbel’e varılmalıdır
7. Mikdat Bal Kör olan biri var, millet görmeli Gaddarın sultası sona ermeli Zalimler, caniler hesap vermeli Sinede mahkeme kurulmalıdır
8. İbrahim Coşar Çağlamış dereler sel olmuş gibi Fırlamış atları yel olmuş gibi Sanki bütün dostlar el olmuş gibi Bulanmış sularda durulmalıdır
9. Mikdat Bal Baskıdan dehşetten bıkıp bezenler Bir araya gelsin boşta gezenler Kökleri kesilsin halkı ezenler Üremesin diye burulmalıdır
10. İbrahim Coşar Bolu yöresinde gezmiş Köroğlu Zulme karşı durup ezmiş Köroğlu Çamlıbel yolunda tozmuş Köroğlu Zalimler Bolu’dan sürülmelidir
11. Mikdat Bal Şair halkın dili, doğruyu söyler Millet uyanacak azınca beyler Kılavuz istemez görünen köyler Artık bu gerçekler görülmelidir
12. İbrahim Coşar COŞARİ anıyor minnetle onu Köroğlu olmuş bak akşam ki konu Ne kadar yazsak da gelmiyor sonu Gönülden gönüle karılmalıdır
13. Mikdat Bal Mikdatî, Köroğlu adına yazdık O elinde kılıç, biz kalem sazdık Tarihi örnekle bu güne kızdık En azından zalim darılmalıdır
Kaynakça
Elçin:2005= Prof. Dr. Şükrü Elçin, Halk Edebiyatına Giriş, 9. Baskı, Akçağ Basım Yayıncılık, Ankara 2005. Gözaydın:1975 = Prof. Dr. Nevzat Gözaydın, “Almanya’da Çalışan Türk İşçileri Arasında Dil ve Folklor Olayları Üzerine”, Türk Folkloru Araştırmaları Dergisi, Cilt:16, Sayı:307, Şubat 1975. Günay:1986 = Prof. Dr.Umay Günay, Aşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1986. Kaya:1994= Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya, Sivas’ta Aşıklık Geleneği ve Aşık Ruhsati, T.C. Cumhuriyet Üni. Yayınları No:55, Sivas 1994. Köprülü:1999 = Prof. Dr. Fuad Köprülü, Edebiyat Araştırmaları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1999. Lord:1981= Albert B. Lord, The Singers of Tales, Fourth Printing, HarvardUniversity Press, Cambridge 1981. T.Günay 1976= Dr.Turgut Günay, “Türk Halk Şiirinde İlk Deyişme (Müşaere) Örnekleri”, Uluslararası Folklor ve Halk Edebiyatı Semineri Bildirileri (27-29 Ekim 1975 Konya) Ankara 1976.
(Halk Kültürü ve Köroğlu Bilgi Şöleni Bildirileri, Abant İzzet Baysal Üniversitesi BAMER Yayınları, Bolu 2008) |
| |
|
Hayati Yavuzer |
| | |
|
|
|
|